Hızla değişen dünyamızda insanın
yaşayabilmesi ,bir bakıma en yakın
çevresiyle olan ilişiklerine ve
çevrenin kişilerin davranışları
üzerindeki etkisini anlamasına
bağlıdır.İnsanın en yakın çevresi
evi ve ailesidir.Anayasamızın
41.maddesinde “Aile Türk Toplumunun
Temelidir.”hükmü yer almaktadır.
Kişi veya aile olarak tüm
insanlar,devamlı olarak değişen ,bir
dünyada yaşamak ve bu dünyaya uyum
sağlamak zorundadır.bir yandan
sanayi ve teknolojideki değişikler
aile yaşantısını da etkilemekte
kitle iletişim araçlarının da
yardımıyla bu etkileşim artık çok
hızlı olmaktadır.
Nüfus durumunda,sosyal ve ekonomik
yapıdaki değişmeler,doğrudan ve
dolaylı olarak aileye yansımakta ve
bunun sonucunda aile yaşamı devamlı
olarak değişmektedir.Bu nedenle aile
konusu işlenirken,ailenin durumu
belirlenirken,ailenin içinde
bulunduğu toplumdaki gelişme ve
değişmeleri birlikte incelemek
gerekmektedir.Ailenin bugünkü
durumunu bilmek değişimleri izlemek
için şart olmaktadır.Ancak bu sayede
;ailedeki değişimi analiz etmek
,ailenin değişimine neden olan veya
neden olacak faktörleri incelemek
,aile refahını artırıcı yönde
alınacak önlemlerin gerçekçi
olmasına imkan sağlamak mümkün
olacaktır.
Aile,insanlık tarihi boyunca var
olan ve değişmeler karşısında
sürekliliğini her zaman koruyan bir
kurumdur.Bu güne kadar kurulmuş olan
bütün medeniyetlerde,bütün hukuk
sistemlerinde ve dinlerde toplumsal
hayatı,birlik ve bütünlüğü sağlamaya
yönelik düzenlemelerin esas objesi
aile olmuştur.
Aile ,insanoğlunun en derin eğitim
etkilerini aldığı ,pek çok şeyler
öğrendiği ve hayata hazırlandığı bir
okuldur.Diğer yandan aile ,dünyaya
masum ve nötr bir özellikte gelen
çocuğa hem ferdi hem de sosyal ve
kültürel yönden kimlik kazandıran
bir yerdir.Çocuğun şahsiyeti bir
nevi aile eğitimi vasıtasıyla
oluşmaktadır.Verdikleri eğitimle
çocuklarının şahsiyetini çizen
aileler ,dolayısıyla mensubu
bulundukları milletinde şahsiyet ve
kaderini çizmektedir.Bu sebepledir
ki aile eğitiminin değeri ve
sorumluluğu büyük önem arz
etmektedir.
En küçük toplum birimi olarak da
tanımlanan aile insan yaşantısı
içinde doğudan önce başlayan ve
doğundan sonraki ilk gelişim
yıllarından yaşamın sonuna değin
etkinliğini sürdüren bir
kurumdur.Ailenin çocuk üzerindeki
etkilerinin kalıcı olduğu
düşünüldüğünde aile kavramının önemi
dağa da belirginleşmektedir.Çocuk
,bir topluluk içinde nasıl
yaşanıldığını ailesinden görerek
öğrenmektedir.Çocuk yetiştirmede
amaç sağlıklı bir kişilik
oluşturmaktır.Bütün toplumlarda aile
kişiliğin ortaya çıkmasında ve
gelişmesinde etkili olan ilk sosyal
etkendir.
İnsanın ihtiyaçlarına karşılık
vermeyen bir aile yapısı,o
insanın,dolayısıyla o toplumun temel
yapı ve özelliğini de kısa veya uzun
vadede derinden etkiler.
Ailenin dayandığı temel değer onun
yansıyış şartları arasında
beyin,duyan kalp ile vücuttaki
organlar ve duyumlar arasında ortaya
çıkan uyumsuzluğu hatırlatabilir.Ki
bu durumda olan insana özürlü
diyoruz.bu durumda olan insana
özürlü diyoruz.Gerçi bu durumda olan
insanlarda da normal insanlarda
gördüğümüz organlar ,beden yapısı ve
ihtiyaçlar küçük farklar dışında
aynıdır.
Fakat arda sırada bir ilişki
kesikliği veya giderememe vb.. gibi
durumlar söz konusudur. Tıpkı benzer
şekilde ailenin dayadığı değer ile
bu değerin yansıması gereken ortam
ve şartlar arasında mütekabiliyet
bir uyum ve uygunluk, bir ilişki
eksikliği veya kesikliği söz konusu
ise o taktirde ortada bir dizi
önemli sorun var demektir. En
azından sorunların ortaya
çıkabileceği hazırlıklı olunması
kaçınılmaz hale gelir.
Türk topumu olarak hayatiyetini
korunması ve sürdürmesi belirtilmek
istenen bu aile yapısına bağlıdır.
Ancak bu aile yapısının dayandığı ve
hayatiyetini sürdürmekte etkili olan
değer ile onun yansıyacağı ortam ve
şartlar arasındaki mesafe her geçen
süre giderek açılmakta, en azından
bulanıklaşmakta çeşitli lekelerin
yansıdığı bir ortama dönüşmektedir.
Bu durumu zaman içinde ve şartlara
uygun olarak değerin yorumlanması
olgusuyla karıştırmamak mecburiyeti
vardır. İnsan yapısı gerekli
değişikliğe veya ilerlemeye teşne
bir varlıktır. Elbette aile kurumu
toplumsal örgütlenme ve yapılanmada
bunun dışında düşünülemez. Fakat
insan aynı zamanda hafızası ve
hatırası tarihi ve geçmişi olan bir
varlıktır da. Bu yönüyle insan
koruyucu, gözetici, sadık kısacası
bazı değerlere sıkı sıkıya bağlı
kalmak durumundadır ki insanın
değişmeyen , kalıcı olana ilişkisi
de buradadır. Başka bir söyleyişle
insan ve toplum açısından zaman ve
şartlar gereği bilirli
değişikliklerin olması gereklidir.
Bu değişim isteği insanın fıtratında
kaynağını bulan bir olgudur. Çünkü
değişim insanın insan olarak iyiye
güzele ve doğruya yönelmesiyle
vazgeçilmeyecek bir süreç olarak
kabul edilmelidir. Kaldı ki insan
iyiye güzele ve doğruya yöneldiği
anda kendi özünü,asıl insan olma
olgusunu yavaş yavaş
gerçekleştirmeye başlar.
İnsan değişmeyen fıtratını değişen
ortam ve şartlar bakımından
tanımak,bu tanıyışına bağlı olarak
da belli bir değişim içinde,yani
sürecinde olmak durumundadır.ahlaki
idealin gerçekleştirilme kaynağı
burada söz konusu
edilmektedir.kısacası
insan,değişmeyen değerlerini değişen
şartlar ve ortama göre yeniden
tanımlamakta,belirlemekte,anlamakta
ve anlaşılır kılmaktadır.
AİLENİN TANIMI, YAPISI VE İŞLEVLERİ
Aile bir ilişkiler sistemidir. Aile
demekle neyi kastediyoruz? Soyut
anlamda kişiler arası ilişkileri
içeren belli kuralları olan bir
düzendir.
Aile sistemi dediğimiz zaman aile
içindeki bireylerin birbirleriyle
nasıl etkileşimde bulunduklarını
düzenleyen kuralların tümünü
kastederiz.
Birey Davranışları İle Tüm Aileyi
Yansıtır:
Her birey kendi benlik tanımlaması
içinde ailenin tüm düzenini
yansıtır;koşullar olanak
verildiğinde, kendi bildiği türden
bir aile ortamı yaratmaya girişir.
Daha doğrusu koşul ve olanakları
kendi bildiği aile türünden bir aile
yaratacak biçimde kullanır. Bu
nedenle babası alkolik olan bir kız
alkolik bir adamla evlenir; annesi
tarafından ilgi, sevgi görmemiş,
yalıtılmış bir erkek ise anneleri
gibi duygusal yönden soğuk
kadınlarla evlenirler. Aile içindeki
roller böylece kuşaktan kuşağa kendi
kendini böylesine yineler
Aile kan bağlılığı,evlilik ve diğer
yasal yollardan, aralarında
akrabalık ilişkisi bulunan ve
çoğunlukla aynı evde yaşayan
bireylerden oluşan;bireylerin
cinsel,psikolojik,sosyal ve ekonomik
ihtiyaçlarının karşılandığı, topluma
uyum ve katılımlarının sağlandığı ve
düzenlendiği temel bir birimdir.(akt.
Bulut,1990)
Sistem perspektifine göre aile bir
geçmişi paylaşan,duygusal bağı
olan,bireysel aile üyelerinin ve
ailenin bütününün ihtiyaçlarını
karşılamak için stratejiler
planlayan bireylerden oluşmuş
kompleks bir yapı olarak
tanımlanır.(Sabatelli ve Bartle
1995) öğeler arasında etkileşim
vardır ve bu etkileşim sistemdeki
öğelerin özelliklerinden etkilenir.
Aile bir geştalttır; üyelerinin
toplamından daha fazlasını ifade
eder.sistem bir küme değildir.çünkü
öğeler arasında kararlı bir iletişim
vardır ve sistemdeki parçalar
birbirine bağlıdır.
Aile biçimleri çok genel olarak
“çekirdek”ve “geniş aile” olarak
sınıflanabilir.çekirdek aile ana
baba ve evlenmemiş çocuklardan
oluşur.diğer akrabalarla da
ilişkiler söz konusudur.ancak göreli
olarak aile sorunlarında ve diğer
ilişkilerde daha bağımsızdır.geniş
aile ise ,birden fazla kuşağın bir
arada oturduğu,ortak mülkiyet
esasında ekonomik bir
birimdir.evrensel nitelikte olan
çekirdek ailenin biyolojik,toplumsal
ve psikolojik işlevleri vardır.bu
işlevlerden özellikle bakım ve
toplumsallaştırmayı eğitim örgütleri
büyük ölçüde üstlenmektedir.fakat
çekirdek aile temas sosyalleşme
gurubu olarak önemini
korumaktadır.en azından çocuk
köylerindeki bakımlarda bile
ailedeki ana baba rollerini oynayan
kişiler görevlendirilmektedir.ayrıca
bir çok sosyal bilimcinin ortaklaşa
önemsediği işlev maneviyata
psikolojik gereksinmelerin
karşılanmasıdır.yakın sevgisi ve
anlayış duygusu ailede başka hiçbir
gurubun gereğince karşılayamadığı
temel işlevdir.geniş aile
;geleneksel tarıma dayalı
toplumlarda ekonomik ve sosyal
birlik olarak daha çok sayıda işlevi
yerine getirmekle yükümlüdür.geniş
ailenin ekonomik,
üreme,eğitim,koruma,dinsel,boş zaman
değerlendirme,eğlenme,konum sağlama
gibi daha pek çok işlevi
vardır.kentsel çekirdek ailede ise
bu işlevlerin çoğu başka toplumsal
kurum ve örgütlerce
karşılanmaktadır.
BİR PSİKOLOJİK SİSTEM OLARAK AİLE
Ailenin bir sistem olarak
incelenmesine olanak sağlayan hatta
belirleyici özellikleri
sayabileceğimiz bazı ölçütler:
a-) Her sosyal grupta olduğu gibi,
aile bireylerini bir arada
oluşlarını ortak bir amacı vardır.
Ailenin amacı üyelerini ayrı ayrı
bireysel güdü, niyet ve
gereksinimlerinden bağımsız ve
ötedir. Üyelerin adeta gizli
antlaşma ile ve ortaklaşa belirlenen
bu amaç bütün üyelerinin
gereksinimlerini aynı anda
karşılayabileceklerin sosyal,
psikolojik, fiziksel v.b. bir ortam
yaratmaktır.
b-) Her sosyal organizasyon gibi
ailenin de bir örgütlenmesi /
yapılanması vardır.
c-) Aile bir insan sistemidir.aileyi
insan üyeler ,sosyokültürel
kurultular,kişiler arası ilişkiler
ve fiziksel çevre bir sistem yapar.
d-) Ailekendi içinde alt
sistemlerden oluşur.Bir birey birden
fazla alt sistemde yer alabilir.bu
alt sistemlerde yine kendi amaçları
ve diğer küçük sosyal grup
özellikleri olan ,ancak “aynı aile
sistemi “içindeki birliklerdir.
e-)aile ,belili koşulların
gerektirdiği bazı değişiklikleri
kendi yapısında gerçekleştirme ve
gereksinimler için etkileşimsel
yeterliği olan bir birimdir.
f-)aile içinde değişen durumlara en
belirgin örnek,tıpkı bir birey
gibi,yani gelişen bir sistem olarak
karşılaştığı yaşam döngüsüdür.aile
yaşam döngüsü kuramcıları,belirli
bazı plato ve geçiş dönemleri olan
evrelerden söz ederler.plato
dönemleri göreli yapısal bir
durgunluğa,geçiş dönemleri ise
yapısal istikrarsızlığa ve ana
değişimlere işaret eder.
g-)aileler aynı sonuca farklı
yollardan da gidebilirler.yani insan
gelişiminde söz konusu olan
eşsonluluk ilkesi aileler içinde
geçerlidir.farklı
eğitim,ekonomik,kültürel,psikolojik
donanımlara sahip iki
ailenin”bireylerine destek
olma,sahip çıkma”hedefleri
ortak,ancak buna ulaşma biçimleri
son derece değişik olabilir.
h-)aile yapısındaki dönüşümlere
belirti üretmekte dahildir.özellikle
ailenin yapısını değişen koşullara
uydurma ve etkileşimsel yeterlik
özelliği dikkate alındığında,bazı
durumlarda yapının ancak psikolojik
belirti üretmeye yetecek şekilde
değişebildiği ve sistemin
gereksinimlerini böyle doyurabildiği
daha kolay görülecektir.
YAYGIN DÖRT AİLE YAPISI
KAPALI AİLELER
Kapalı ailelerde
genellikle”geleneksel”olarak
bilinirler.bu ailelerde kararları
veren belli bir lider ve hiyerarşi
sistemi vardır.bu lider anne veya
baba olabilir.bu tip aileler
üyelerinin ihtiyaçlarını sabitlik
/durağanlık,yapı ve ait olma
duyguları ile karşılamaya
çalışırlar. Ebeveynlik otoriteye
dayanır.kapalı aileler iyi
işlerlerse kurallar ve sınırlar
belli olur.ancak,bu ailelerde
çocukların özellikleri
yadsınır.çünkü kapalı ailelerde
zıtlıklara karşı çok az hoşgörü
vardır.ebeveynler katı kurallarla
davranışları kontrol altında tutmaya
çalışırlar.bu aileler oldukça
katıdır ve üyeleriyle içi içedir.
GELİŞİGÜZEL AİLELER
Kapalı ailenin tam
tersine,gelişigüzel aileler gurup
yerine bireye önem verirler.Yani
aile her üyenin ihtiyaç ve
amaçlarını karşılamasına yardım
eder.Aile yapısı hiyerarşik değil
izin vericidir.Aile üyelerinin
bağımsız olarak kendi problemlerini
çözebilmeleri için
cesaretlendirilir.Bu tip iyi işleyen
aileler,çocuklarının yaratıcılığını
ve bireyselliğini
geliştirirler.ancak,gelişigüzel
ailelerin iki zorluğu
vardır.birincisi sınırlarını veya
güvenli yapısını kurmada
yetersizdirler.ikincisi ,gücü
kullanmada ve ebeveynlikte
zayıftırlar.bu nedenle etkileşim
karışık hale gelir.gelişi güzel
ailelerde ergen çocuklar kendilerini
bir yapıya dahil etmek için çeşitli
alt kültür guruplarına
katılabilirler
AÇIK AİLELER
Açık ailelerde değerler karışıktır,
hem bireyselliğe hem de guruba önem
verirler. Kararlar bütün aile
üyeleri tarafından alınır, bilgiler
paylaşılır, işbirliği yapılır.
Gelişi güzel ailelerin tersine, açık
ailelerde iletişim fazladır. Açık
aileler bireylerine güven verir.
EŞ ZAMANLI AİLELER
Eş zamanlı ailelerde iletişim
kapalıdır. Bu nedenle sözel olmayan
iletişim çok önemlidir. Başarılı
aile üyeleri sözel olmayan bu
mesajları okuyabilecek beceriyi
geliştirirler. Eş zamanlı ailelerde
çocuklar rutin ve düzenli bir ortam
içinde güvenli ve ait olma
duygularıyla yaşarlar. Ebeveynlerin
iletişimi doğrudan ve açık olmadığı
için bunları anlamak çok zordur. Bu
tip ailelerde etkileşim az olduğu
için samimiyetlik duygularını
kaybetmişlerdir. Yinede bu tip
aileler çocuklarına güvenlik ve ait
olma duygularını yaşatmaya
çalışırlar. Eğer ailede büyük bir
değişim ortaya çıkarsa üyeler bunu
inkar etmeye çalışırlar. Eş zamanlı
aileler sakinlik ve huzur
istedikleri için inkar
edemeyecekleri kadar büyük bir
problem oluncaya kadar üyelerine
yardımcı olmazlar.
AİLENİN TEMEL GEREKSİNİMLERİ
1.Değerli Olma Duygusu: Aile
içindeki etkileşim çocukları ya “ben
değerliyim” ya da “değersizim”
duygusuna götürür. Bu gereksinim
aile içinde yerine getirilmezse
çocuk her türlü davranışla bu
duyguyu elde etmeye çalışır.
Ergenlik çağındaki erkek çocukların
çete(gang) kurarak çoğu kez ölümle
sonuçlanan çatışmaları da,
kendilerini önemli görmeyen aile
ortamlarına bir tepki olarak
yorumlanır.”Ben değerliyim”
duygusunu aile içinde elde eden
birey kendisini kanıtlamak için
aşırı davranışlarda bulunmaya gerek
duymaz.
2.Güven Ortamı: Aile içindeki
bireylerin emniyette olduğu,
dışarıdaki tehlikeli olayların aile
içine girmeyeceği duygusu, bu
gereksinmenin temel nedenidir. Eğer
çocuk ev içinde kendisini güven
içinde bulmuyorsa çocuk ailenin
dışında bir yere yönelir. Aile ile
olan bağlarını koparır.
3.Yakınlık Ve Dayanışma Duygusu:
Aile içinde temel güven ve dayanışma
varsa aile dışında bireyin
karşılaştığı stres getirici olumsuz
olaylar yıkıcı etkisini pek
göstermez. Güven duygusunun baskın
olduğu aile dış dünyanın yaratmış
olduğu sıkıntı ve kaygılarından
kendisini kurtarır. Bu tür aile
içinde olan kimseler kendilerine
olduğu gibi çevresine de güvenirler.
Eğer aile içinde güven ve dayanışma
sağlanmamışsa bu insanlar yoğun
stres ve gerginlik yaşarlar. Bu
kişiler kendilerine dahi
güvenemezler. Dolayısıyla çevresinde
yakın ilişkiler kuramazlar.
4.Sorumluluk Duygusu: Aile sistemi
içindeki anne ve babalar davranış ve
sözleri ile sorumluluk duygusunu
ifade ederler. Aile içinde sadece
anne baba değil herkes sorumluluk
duygusunu paylaşır. Elbette ki
çocuklara yaşları oranında
sorumluluk yüklenmelidir. Tüm
sorumluluğu kendi üzerine alan,
çocuğunu sorumluluktan kurtaran anne
ve babalar kendi yaşamını
biçimlendirmekten aciz sürekli
başkalarının yönetiminde olmaya
yönelik bireyler yetiştirirler Bu
tür tutumlar sonucunda yetişmiş
bireyler yaşamlarında yer alan
olaylardan sürekli başkalarını
sorumlu tutarlar. Gelişimsel dönemi
göz önüne alınarak çocuğun odasını
toparlaması, ev işlerine yardım
etmesi gibi konularda sorumluluğu
sağlanabilir. Bunu yaparken kız ve
erkek işleri kesin çizgilerle
ayrılmamalıdır.
5.Zorluklarla Mücadele Ederek
Onların Üstesinden Gelmeyi Öğrenme:
Çocuğa her şey hazır verilmemelidir.
Sorumluluk duygusunun gelişimi ile
ilgili anlatılanlar zorluklarla
mücadele etme ile ilgilidir. Çocuğun
içinde bulunduğu gelişimsel dönem
göz önünde bulundurularak çocuk
kendi sorunları ile baş başa
bırakılmalıdır. Bu durum onların zor
sorunları ile mücadele ederek,
uğraşmasına olanak vermek, kendisine
güvenli sorun çözme becerileri
gelişmiş bireyler olarak yetişmeleri
için gereklidir. Karşılaştığı her
zorluğa aşırı yardım eden ana
babaların çocukları sürekli
başkalarına muhtaç, kendilerine
güvensiz olur. Böyle kişiler yetenek
becerilerini keşfedemezler.
6.Mutluluk Ve Kendisini
Gerçekleştirme Ortamı: Aile ortamı
bir mutluluk ortamıdır. Şimdiye
kadar anlatılan gereksinimlerin
karşılanması mutlu olmayı getirir.
Evde değerli olduğu duygusunu tadan
birey mutlu olur ve yaptığı
şeylerden doyum alır, kendini
gerçekleştirme olanağı bulur.
7.Sağlıklı Manevi Yaşamın
Temellerini Oluşturma Ortamı: Katı
din kuralları altında yetiştirilmiş
çocuk sürekli yargılanacağı,
cezalandırılacağı korkusunu yaşar.
Kendi yaşantı ve deneyimlerini
zenginleştirecek iç ve dış dünyasını
araştırıp keşfedeceği yerine körü
körüne itaati, kendi düşünce ve
duygularından utanmayı öğrenir.
Sağlıklı manevi yaşam ailenin
çocuğuna verebileceği en önemli
süreçtir. Sağlıklı bir manevi temeli
olan insanlar kendisi ile barışık,
insan ilişkileri olumlu ve kuvvetli
saygılı bireyler olarak yetişirler.
KORUNMASI GEREKEN BEŞ TEMEL ÖZGÜRLÜK
1.Şimdi ve burada olanı duyma ve
görme (algılama) özgürlüğü
2.Kendi düşündüğünü olduğu gibi
ifade edebilme özgürlüğü
3.Kendi duygularını olduğu gibi
ifade edebilme özgürlüğü
4.Kendi arzularına göre bir şeyi
isteme ya da reddetme özgürlüğü
5.Olmak istediği yönde gelişerek
kendi özünü gerçekleştirme özgürlüğü
ANA BABALARIN YAYGIN TUTUMLARI
ŞİDDETLİ RET EDİCİ ANA BABA TUTUMU
Ret etme ,bir anlamda çocuğun
bedensel ve ruhsal gereksinmelerini
karşılamayı aksatacak kadar çocuğa
karşı düşmanca duygular
beslenilmesidir.
Şiddetli ret edici tutumu olan
ailelerde çocuğa karşı düşmanmış
gibi davranılır.
Şefkat,sevgi,sıcaklık verilmez. Öz
evlatları olduğu halde anne baba
tarafından çocuk üvey evlat
muamelesi görmektedir. Bazen sadece
anne bazen de sadece baba çocuğu ret
eder. Ama genelde aile içinde çocuğa
soğuk davranılır.
Beğenilmez ve devamlı her yaptığı
eleştirilir.Çocuğun eksik ve yanlış
davranışları araştırılır.Çocuğa
baskı yapmak için her türlü fırsat
kollanır.Çocuğun iyi yönleri değil
de devamlı kötü yönleri su yüzüne
çıkarılır. Her türlü angarya bu
çocuğa yıkılır. Bazen diğer çocuklar
da bu muameleden nasiplerini
almaktadırlar.Ama genel de günah
keçisi olarak bir çocuk seçilir. Ret
edilen çocuğa evdeki diğer
çocuklardan farklı davranılır.
Aile sıcak,sosyal ve güven verici
havadan kesinlikle yoksundur.Aile
içi yaşam gerilim,çatışma ve
kavgalarla doludur.
Anne baba çocuğu sevmemekte
,anlamamakta ve onu diktatörce
yönetmeye çalışmaktadır.
KAYITSIZ VE PASİF ANNE BABA TUTUMU
Pasif ve kayıtsız ebeveyn ,çocuğun
davranışları karşısında "ilgisiz ve
kayıtsız" davranışlar sergileyen
anne babadır. Onlar için çocuğun
varlığı ve yokluğu belli değildir.
Bu gruba giren anne babalar hoş görü
ile boş vermeyi birbirine
karıştırmaktadırlar.
Anne baba çocuğa karşı çocuğun
kendisini rahatsız hissedecek kadar
kayıtsız kalabilmektedir.Çocuğu
ihmal eden anne baba zorunlu olduğu
zamanlarda, çocukla yüzeysel bir
ilişki kurabilmektedir.
Çocuk anne babayı rahatsız etmediği
müddetçe ,görünürde çocukla ilgili
pek bir problem yoktur.Eğer çocuk
anne babayı rahatsız eder ve onların
yollarına çıkıp engel teşkil ederse
,anne baba çocuğa karşı düşmanca bir
tutum ve tavır takınır. Çocuğu
düşman kuvvet ilan ederler.Daha
sonra ise çocuğa karşı yine kayıtsız
tutum sergilerler.
Anne babaların kişilik yapıları
değişkendir.Rahat ,sessiz
,vurdumduymaz pasif oldukları gibi
saldırgan da olabilirler.
BASKICI ,OTORİTER,KATI VE SIKI ANNE
BABA TUTUMU
Çocuğunu ,kendi ideallerinde
yaşattığı kalıplara uygun küçük bir
yetişkin yapma çabasıyla ,yola çıkan
ana babaların çoğunlukla
katı,baskıcı ve hoşgörüsüz bir tutum
içinde olduklarını görürüz.Çocuğumuz
bizden yaşça be-dence ve ruhça küçük
olabilir fakat bu çocuğumuzun bizim
bir model küçüğü- müz olması
anlamına gelmez.O henüz bir
çocuktur.Evet çocuktur.Yaramazlık ve
hatalar yapması kadar doğal
olabilecek ne olabilir ki?
DENGESİZ,KARARSIZ VE TUTARSIZ ANNE
BABA TUTUMU
Çocuk eğitiminde tutarsızlık çok
yönlüdür.Çocuğun belli bir davranışı
kimi zaman hoş görülmesi kimi
zamanda aynı davranış yüzünden ceza
alması çocukta cezanın anlamı ve
suçun niteliği hakkında kuşkular
uyanmasına neden olur.Acaba çocuğun
bu davranışı anne babanın belirli
bir anında, örneğin işten yorgun
argın geldiklerinde,sinirli
olduklarında veya evde misafir
olduğunda mı yanlıştır?
Sakıncalıdır? Yoksa her zaman
sakıncalı ve uygun değildir?.
Örneğin çocuk evde ıslık çalıyordur
AMAÇSIZ HOŞGÖRÜLÜ ANNE BABA TUTUMU
Anne babanın çocuklarına karşı
hoşgörü sahibi olmaları çocukların
bazı kısıtlamalar dışında
,arzularını ,diledikleri biçimde
gerçekleştirebilmelerine izin
vermeleri anlamına
gelmektedir.Düzeyli hoşgörü sahibi
olan anne babaların çocukları
evlerine yönelik olumlu bireyler
olurlar.Hoşgörü normal düzeyde ise ,
çocuk kendine güvenen ,yaratıcı ve
toplumsal birey olarak karşımıza
çıkar.
Amaçsız hoşgörüde ise yukarıda
anlatmaya çalıştıklarımdan biraz
farklıdır.Anne baba ev içinde ve
dışında çocuğun kendilerini rahatsız
etmemesi şartıyla ,çocuğun tüm
davranışlarında serbestlik vardır.
Çocuk bir müddet sonra anlar ki
"Anne babayı rahatsız etmezsem, her
şeyi yapabilirim."Demeye başlar.
Böyle anne babalar hoşgörülü
tutumlarından kolay kolay ayrılmak
istemezler.Çünkü çocuğa dilediğini
vermenin ona karşı koymaktan daha
kolay olduğu düşüncesini kendilerine
yerleştirmiştirler.Çocuğu en kolay
metotla büyütmektedirler.Çocuğun
istekleri "Bırak ver de
ağlamasın,çocuk üzülmesin." Veya
"Çocuktur yapar,siz hiç çocuk
olmadınız mı?"denilerek yerine
getirilmeye çalışılır.Kendi
yaşamadıkları çocukluklarının
;çocukları tarafından yaşanmasını
isterler.
Böyle bir tutum çoğunlukla çocuğu
cezalandırmaktan korkmanın ve çocuğa
bebek muamelesi yapmanın bir
dönüşümü olarak ortaya çıkmaktadır.
MÜKEMMELİYETÇİ ANNE BABA TUTUMU
Mükemmeliyetçi anne baba her şeyin
en iyisini çocuğundan bekler.Kendi
gerçekleştiremediği yaşantıları
çocuklarının gerçekleştirmesini
ister. Mükemmeliyetçi anne babanın
çocuğu sınıfın birincisi ve hatta
okulun birincisi olmalıdır.Ayrıca
çok iyi resim yapmalı,şarkı
söylemeli,iyi konuşmalı,lider
olmalı, iyi yüzmeli,koşmalı herkesin
parmakla göstereceği örnek
davranışlar sergileyen çocuk
olmalıdır. Hayır !Böyle ailelerde
çocuk asla çocuk olmaz.Çocukluğunu
yaşayamaz.
KABUL EDİCİ,GÜVEN VERİCİ HOŞGÖRÜLÜ
VE DEMOKRATİK
ANNE BABA TUTUMU
Anne babanın çocuğu kabulü,sevgi ve
sevecenlikle ele alması,çocukla
ilgilenmesi şeklinde davranışa
yansımaktadır.Kabul eden anne
baba,çocuğun ilgilerini göz önünde
tutarak ,onun yeteneklerini
geliştirecek ortamı çocuk için
hazırlar.Kabul gören
çocuk,genellikle
sosyalleşmiş,işbirliğine
hazır,arkadaş canlısı,duygusal ve
sosyal açıdan dengeli ve mutlu bir
bireydir.
Anne baba birbirlerine ve
çocuklarına karşı olan duygularında
net ve açıktır.Aile içinde güven ve
şeffaflık vardır.Aile
huzurludur.Problemlerle nasıl baş
edebileceklerini birlikte
araştırırlar.Bu ortamda yetişen
çocuğa kişilik özelliği olarak aynen
yansır.
Ana babaların çocuklarına karşı
hoşgörülü sahibi
olmaları,çocuklarını
desteklemeleri,bazı kısıtlamaların
dışında çocuğun istek ve arzularını
yerine getirmeleri anlamına
gelmektedir.
ANNE-BABA DAVRANIŞLARININ ÇOCUK
ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Çocuğun zeka ve kişilik gelişiminin
temelinde annenin ve babanın
davranışlarını buluyoruz. Onların
tek tek kişilikleri, birbirlerine
olan davranış ve tutumları ve
çocuklarına gösterdikleri ilgi ve
davranış biçimleri gerçekten çok
önemlidir. Çocuğun zeka ve kişilik
gelişiminde, özellikle anne ve baba
davranışlarının büyük rolü vardır.
Bazı çocuk ileriki yaşamında tıpkı
anne ve babası gibi davranır.
Bazı çocuk öyle zorlanmıştır ki,
reaksiyon olarak, kendisine
yöneltilen davranış ve eğitim
tarzının tam tersini seçer. Doğru ya
da yanlış olduğunu gözetmeden...
İçinde birikmiş acı ve sorunlar
nedeni ile...
Bazıları da, kendi anne ve baba
davranışlarını bilinçli bir yorum
süzgecinden geçirir ve en iyisini,
en doğrusunu uygulamaya çalışır.
· “Benim doktor olmamı isterdi,
annem... Olamadım... Bari oğlum
doktor olsun. Bunu sağlamak
zorundayım...”
YA DA
· “Okutmak için boşuna zorladılar
beni... Zamanım boş yere harcandı.
Ben çocuğumu okutmayacağım. Bir an
önce hayata atılsın ve para
kazansın.”
YA DA
· “Onun annesi ve babası olarak
görevimizi seve seve yapacağız. Neye
yeteneği varsa ve ne olmak isterse
öyle olsun. Eğitmek, yetiştirmek,
mutlu ve verimli olmasına yardım
etmek en büyük görevimiz bizim...”
Bu ve benzeri davranışlara çok sık
rastlamaktayız. Genellikle
çocukların öğrenim ve eğitimlerinde
anne ve babanın, idealleri büyük rol
oynamaktadır. Çocuklarında adeta
kendilerini gerçekleştirmek
istemektedirler. Kişilik özellikleri
tam gelişmemiş olan “BÜYÜK ÇOCUKLAR”
dır bunlar... Kendi geçmişlerinden ,
kendi çocukluk sorunlarından
sıyrılamamış olan büyük çocuklardır
AİLEDE PROBLEMLER
Türk ailesini olumsuz yönde
etkileyen pek çok problemler vardır.
Kısaca bu problemleri şöyle
sıralayabiliriz:
·Köyden şehre göç, hem sosyal yalda,
hem de ailede büyük değişikliklere
yol açmıştır. Başta köydeki gelenek
ve göreneği kontrol edici
baskısından kurtulup, başıboş bir
ortama itilmişlerdir. Özenilen,
gıpta edilen, taklit edilmeye
çalışılan yabancı bir çevreye
gelmişlerdir. Kitle iletişim
araçlarının tesiri ve moda, aileyi
derinden sarsmaktadır. Birçok
aileler bu sıkıntıya ve perişan
hayata, sırf kuru bir kavga uğruna
katlanmaktadırlar. Diğer taraftan
özenti sonucu bütçelerini zorlayan
harcamalara gitmektedirler aile
bütçesinin sarsılması önce
geçimsizliğe, daha sonrada boşanmaya
kadar varan bir dizi hususlara sebep
olmaktadır.
* Sırf maddi mülahazalarla yurt
dışına giden vatandaşlarımızın aile
ve çocukları, hem kendileri hem de
milletimiz için büyük bir
problemdir.götürülmeyip yakınları
yanına bırakılan çocuklar ,aile
şefkatinden mahrum ,birazda başıboş
olarak yetişmektedir.yabancı
ülkelerde doğan ve yaşayanları ise
,büyük kültür ve kimlik buhranıyla
karşı karşıya gelmektedir.
* Devamlı reklamlara muhatap olan
aile israfın içine itilmektedir.buda
aile bütçesini zorlamaktadır hatta
geçimsizlik sebepleri
arasıda,israfın önemli payı olduğu
unutulmamalıdır.
* Günümüzde ailelerin kendini
müdafaa mekanizmaları
zayıflamıştır.bunları canlandırmak
gerekir.mesela,saygı,iyi örnek olma
annenin mürebbilik rolü gibi.
Türk ailesinin dayandığı temel değer
ile şartlar ve ortamı arsında bir
uyumsuzluk,belki e bir çatışkıdan
söz edilebilir.bu uyumsuzluk veya
çatışkıyı iki guruba ayırabiliriz.
1-İç Uyumsuzluk
Ailenin dayandığı temel değerin
,zaman içinde ortaya çıkan yeni
şartlara göre yorumlanması
yapılmadığından veya geç
yapıldığından dolayı ortaya çıkan
uyumsuzluk.bunun nedeni belli bir
kültürel yeterlik, birikim yokluğu
olabileceği gibi, siyasi, teknik
veya ekonomik kararların uygulanması
sonucu şeklinde de ortaya
çıkabilmektedir. Elbette daha başka
nedenlerin etkisi bu arada
düşünülebilir.
Bu hususta özetle şu tespitin
yapılabileceği söylenebilir. Ailede
içi uyumsuzluk, eğer ailenin
dayandığı temel değer değiştirilmek
istenmiyorsa, belli sarsıntılara yol
açsa bile, giderilebilir. Bu konuda
Türk ailesinin geçirdiği önemli
deyimlere sahip olduğu
belirtilmelidir. Ancak burada
vurgulanması gereken ailenin
dayandığı temel değerlerin
reddedilmesi, ortaya çıkan şartlara
karşı destekleyici düzenlemelerin
yapılmasıdır. Nitekim bugün için
Türk ailesininçeşitli nedenlerin
oluşturduğu bir iç uyumsuzluk
yaşadığı söylenebilir buna karşı
alınacak kısa vadeli önlemlerin
tespit edilmesi gerekir. Ancak
sadece önlemler sınırında kalmak
sağlıklı bir sonuca götürmez bu
önlemlerle birlikte eğitime,
kültürel değerlerin fonksiyonel hale
getirilmesine, toplumsal ve ekonomik
sorunların çözümünde destekleyici
yöntemlerin uygulanmasına ihtiyaç
vardır.ailedeki iç uyumsuzluk,
ailenin dayandığı temel değerden
değil, bu değerin algılanma ve
yorumlanma yetersizliğinden
kaynaklanmışa benzemektedir. Bu
bakımdan aile fertlerinin eğitilmesi
bir dereceye kadar mümkün ise de bir
noktadan sonrada toplumun
duyarlılığına ve devletin rasyonel
ve yerinde düzenlenmesini sorumlu
kılmaktadır.
2-Dış Uyumsuzluk
Devletin yada siyasi iktidarların,
iletişim organlarının, bazı çevre ve
kuruluşların topluma, aileye ve
insana rağmen kültürel bir değişime,
yani dünya görüşünü ikame etme
çabalarına ağırlık vermesi. Şüphesiz
bunun tarihi, siyasi kültürel
bağlamda yürütülmeye çalışılması
sorunun çok yönlülüğünü ortaya
koyar. Türk ailesinin karşı karşıya
kaldığı dış uyumsuzluğun
anlaşılmasında , yorumlanmasında ve
çözümlenmesinde mutlaka dikkate
alınmak durumundadır. Belki de
çatışma olgusunu bu bağlamda
temellendirmek gerekebilir.
EVLİLİKTE KAVGA
Evlilik aylarında çiftlerin çoğu
gerçekle pek ilişiği olmayan hayal
dünyalarında yaşarlar. Daha
evliliklerinin ilk aylarında, bir
arada yaşamaya alışma devrelerinde
kavga etmek bir çokları için ölüm
demektir. Bu bakımdan da ilk aylarda
her iki tarafta kavgadan sakınmak
için ellerinden gelen çabayı harcar
eşlerinde kendilerini kızdıran
rahatsız eden yanlar bulsalar bile
bunları içlerine atarlar. Sonunda
içe atıla atıla bu duygular günün
birinde ufak bir söz veya davranış
sonucu taşıverir ve o zaman da kavga
patlak verir. Böyle bir kavga
çözümlenmeleri pek de güç olmayan
çeşitli sorunların dile
getirilmesine yardım eder.
Bazıları kavgayı günlük çeşitli
olaylarla gerilen sinirlerine bir
rahatlık verme aracı olarak
kullanırlar. Günlük yaşamın
sinerlerimiz üzerindeki baskısı o
derece fazladır ki, pek çoklarımız
zaman zaman bu baskıyı azaltmaya
gereksinim duyarız. Yalnız basıncı
azaltmada, evdekilerle kavga etmeden
daha uygun yollar vardır: Açık
havada idman yapmak, sinemaya,
tiyatroya gitmek, spor yapmak gibi.
Bununla birlikte sık kavga etmek
eşler üzerinde birikici bir etki
yapar. Her kavgada kullanılan bazı
acı sözleri unutmak güç olacaktır.
Kavga anında bu acı sözlerin eşleri
fazlasıyla ve bunların uzun süre
unutulmaması olasıdır.
Evli eşler arasındaki kavgaların
sıradan iki insanı kavgalarından çok
daha tehlikeli ve zararlı olmasının
bir nedeni de eşlerin birbirlerinin
zayıf yanlarını çok iyi
bilmeleridir. Kavga esnasında onun
benliğini ve kişiliğini en çok
kırabilecek ve dile gelip
söylenmesinden korktuğu gerçekleri
ortaya döküverme, içten bile
değildir.
ÇOCUĞUN YANINDA AİLE MÜNAKAŞALARI
Çocuğun yanında aile münakaşalarının
ve bunun yinelenmesi doğru değildir.
Çocuk bunlardan endişe duyar. Bu
endişenin bir şekli kendi benliğinin
ne olacağı tarzındadır. Kendine ve
geleceğine dair güven hissi bir
bakıma emniyet hissi yetersizliği
burada söz konusudur. Gayet tabii
anne ve babalarına sevgisi, onları
kaybetme korkusu da böyle anlarda
belirecektir. Çocuğun ruh sağlığı
olumsuz yönde etkilenecektir. Aile
münakaşaları eğer çok gerekli ise
çocuk uyuduktan sonra yapılmalıdır.
Zira çocuğun bu münakaşalardan
yaralanması hiç kimsenin işine
yaramayacaktır. Sorunlu bir çocuğun
bakımı aile için daha da güç
olacaktır.
Çocuk kendisine iyi bir hayat
sağlamak için gösterilen gayreti
bilmelidir. Bu ağırlığın anne baba
ve diğer sosyal çevre bireyleri
üzerinde olduğunu öğrenmelidir.
Fakat bu hal asla çocuğun başına
kakılmamalıdır. Sıkıntılar altında
ölmüş, bitmiş intibaa da
verilmemelidir. Zira bu yaşta anne
ve babası çocuk için abide
denilebilecek ölçüde üstündür.
ÇOCUKLARINI İHMAL EDEN ANNE VE
BABALAR
Çocuklarını ihmal eden ona veya
onlara kötü muamele yapan anne ve
baba çoğu zaman bunu istemeyerek
yapar. Bu çemberi kırmak aileye
hizmet gereklidir. Çocukların içinde
onları büyümeye yönelten kuvvetli
bir çaba vardır. Eğer gayretlerimizi
çocuğun bu kuvvetli çabası ile
bağdaştırırsak onun tam olarak
gelişmesini sağlamış olma yönünde
çok önemli adım atmış oluruz.
Çocuklarını ihmal eden anne
babaların büyük bir kısmı çocuğu
tanımamakla yanılgıya
düşmektedirler. Çocuk arkasında ana
ve babasının desteği, önünde ise
onların kuvvetli tecrübe bilgisi
bulunduğu müddetçe başarı
yolundadır.
Etkili Aile İletişimi
Her zaman bilinen bir söz vardır:”
Eğitim ailede başlar” Gerçekten de
çocuğa aile içinde gereken
becerileri kazandırmaya çalışıyoruz.
Ama ne kadarını ve nasıl. Zaten
önemli olanda “Nasıl” sorusunun
cevabı.
Her aile başarılı çocuklar
yetiştirmek ister. Bunun için
çocuklarına mümkün olduğunca iyi bir
gelecek sağlamaya çalışırlar. Onları
iyi okullarda okutmak ister. Bunun
için aile varını yoğunu ortaya koyar
tüm özverisini çocuğuna verir. Ancak
yadsınan bir konu vardır ki oda
çocuğun sağlıklı bir kişilik nasıl
geliştireceği. Aslında hayatta her
şey başarı değildir. Önemli olan
çocuğun içinde bulunduğu dönemi
nasıl atlattığı, nasıl bir kimlik
oluşturduğudur.
Çocuk aileyi yansıtır. Aile içindeki
bireylerin kişilik yapısı çocuğun
kişiliğini şekillendirir. Yani aile
iletişim becerilerini kullanmazsa
çocukta iletişim becerilerini
kullanamaz. Dolayısıyla çocuk hem
ailede hem de sosyal çevrede sürekli
çatışma içine girer.
O halde “aile çocuğa nasıl eğitim
verecek, çocukta nasıl sağlıklı bir
kişilik oluşturacak?”.
Elbette ki her anne baba çocuğunu en
iyi şekilde yetiştirmek ister.
Çocuğuna iyi niyetle yaklaşmaya
çalışır. Ama anne baba iyi niyetleri
kullanmasına rağmen yanlış
yöntemleri kullanabiliyor. Burada
ailenin vereceği iyi bir eğitim
çocuğuyla kurduğu sağlıklı iletişim
becerilerini kullanmasına bağlıdır.
Bu sağlıklı iletişimi çocukla
kurabilmek için önce onu tanımak ve
onun temel gereksinimlerine saygı
duymak gerekir.
İşte ben de bunu düşünerek etkili
iletişim kurma yollarını basit
olarak size anlatmaya çalıştım . Bu
kitapçıkta çocuğunuzun temel
gelişimsel özelliklerini görecek,
onu daha iyi tanıyacak ve daha iyi
anlayacaksınız. Ayrıca sorun çözme,
ben dilini kullanabilme, etkin
dinleme gibi temel iletişim
becerileri ile çocuğunuza daha
olumlu yaklaşabileceksiniz
Her şeyden önemlisi çocuklarınızı
ayrı birer kişi olarak görüp onların
kişiliklerine, bağımsızlıklarına
saygı duymaktır. Çocukları tanımada
ve anlamada en büyük yardım aslında
kitaplar değil çocuğunuz ve sizlerin
arasındaki o köprüdür. Yani: ETKİLİ
İLETİŞİM.
Etkili iletişim çocuğunuzla
aranızdaki o köprüyü kurup ona
ulaşmanızı kolaylaştıracaktır...
AİLE İÇİ İLETİŞİM
Etkili iletişimin temelinde bireyin
kendisini tanıması, kendi
değerlerinin ve tutumlarının
farkında olması ve kendine güven
yatar. İyi bir iletişimci ipuçlarını
anında görür (jestler, mimikler,
beden duruşu) ve onları gerçekçi
olarak değerlendirir.
İLETİŞİM ENGELLERİ
1.Emir vermek, Yönlendirmek: Bu
iletiler kişinin duygularının
önemsiz olduğu mesajını verir. Kişi
diğer kişinin istediğini yapma
zorunluluğunu hisseder.
2.Uyarmak, Gözdağı vermek: Bu
iletiler de emir verme ve
yönlendirmeye benzer; ancak kişinin
vereceği yanıtın karşılığı olacak
tümceleri de içerir. Kişinin
isteklerine saygı duyulmadığı
mesajını verir. Bu durum kişide öfke
ve düşmanlık yaratır.
3.Ahlak dersi vermek: Bu tür
ilişkilerde otoritenin ve
zorunlulukların gücü kişiye karşı
kullanılır. “yapmalısın, etmelisin”
mesajlarını iletir ve bireyi karşı
koymaya zorlar.
4.Öğüt vermek ve çözüm önerileri
getirmek: Kişinin sorunlarını kendi
kendisine çözeceği yeteneğinin
olmadığına inanıldığını gösterir.
5.Öğretme, nutuk çekme, mantıklı
düşünceler önerme: Bu durum aile
içinde o anda herhangi bir sorun
yokken çocuklar tarafından kabul
edilebiliyor; ancak, sorun anında bu
durum kabul edilmiyor ve daha fazla
çatışmalara neden oluyor. Mantıklı
düşünceler önerme çocuğun mantıksız
ve bilgisiz olduğuna dair mesaj
iletir.
6.Yargılamak, eleştirmek,
suçlamak,aynı düşüncede olmamak: Bu
iletiler çocuk üzerinde
diğerlerinden daha fazla olumsuz
etki yapar. Bu değerlendirmeler
çocuğun benlik saygısını düşürür.
Çocuklar hakkında yapılan olumsuz
değerlendirmeler çocuğun kendisini
değersiz, yetersiz görmesine neden
olur.
7.Övmek, aynı düşüncede olmak,
olumlu değerlendirmeler yapmak:
Genel inanç olarak bu durumun çocuğa
zarar vereceği hiç düşünülmez.
Çocuğun öz imgesine uymayan
değerlendirmelerin yapılması çocukta
kızgınlık yaratır. Çocuklar bu
iletileri anne babanın kendilerini
yönlendirme ve isteğini yaptırma
girişimi için kurnazlık olarak
yorumlarlar. “Siz böyle söyleyince
sanki ben daha çok mu çalışacağım?”
gibi düşünürler. Övgü ise
başkalarının yanında yapılıyorsa
çocuğu utandırır. Aşırı övgü
sonucunda çocuk buna alışır ve
övülmeye gereksinim duymaya başlar.
8.Ad takmak, alay etmek: Çocuğun
benlik saygısı üzerinde olumsuz etki
yapar.
9.Yorumlamak, analiz etmek, tanı
koymak: Bu durum çocuğun
konuşmasını, kendi duygularını ifade
etmesini engeller.
10.Güven vermek, desteklemek,
avutmak, duygularını paylaşmak: Anne
babalar çocuklarının duygularını tam
olarak anlamadıklarında ortaya
çıkar. Böyle bir durumda sorun hiç
yokmuş gibi algılanıp avutma
eğilimine gidilir.” Üzülme yarın her
şey düzelecek, kendini daha iyi
hissedeceksin” gibi mesajların
verilmesi çocuğun önemsenmediği
hissini verir.
11.Soru sormak, sınamak, sorgulamak:
Çocuk sorgulanıyor hissine
kapıldığında bu durum onda
güvensizlik, kuşku oluşturur.
12.Sözünden dönmek, oyalamak, alay
etmek, şakacı davranmak, konuyu
saptırmak: Böyle iletiler yüzünden
çocuk anne babasının onunla
ilgilenmediğini, duygularına saygı
göstermediğini belki de onu
dışladığını, dikkâte almadığını
düşünür. Çocuklar sorunlarını dile
getirdiklerinde çok ciddidir. Şaka
ve espriyle karşılık vermek onları
incitebilir ve itilmişlik kenara
atılmışlık duygusunu verir.
EŞLER ARASI UZLAŞMACI DİYALOG
KONUSUNDA ON İLKE
İLKE 1: SÖYLEYİN
Aklınızdan geçen her şeyi söyleyin
kaygılarınızı, korkularınızı ve
isteklerinizi dile getirin. Sizin
için önemli konulara eşinizin de
önem vermesi için tercihlerinizi
ortaya koymanız gerekir. Her
duygunuzu açıklıkla paylaşmak,
aranızda bir yakınlık bağı
oluşturur. Bu da birbirinize olan
bağın güçlenmesini ve derinleşmesini
sağlar. Ayrıca kendinizi ciddiye
alarak, duygu ve düşüncelerinize
saygıyla kulak vererek, eşinizin de
sizi anlayışla dinlemesi olasılığını
arttırabilirsiniz.
·Gerçekten söyleyin: İpucu vermek
yada dolaylı iletişim, riski fazla,
kazanç umudu az bir stratejidir.
Duygu ve istekleri açıklıkla ifade
etmek her zaman daha etkilidir.
·Ummaktan ve merak etmekten kaçının:
Eşinizin aklınızdan geçenleri
okumasını ummanız, hem onu hem de
sizin aklınızı karıştırır: Aynı
sizin eşinizin aklından geçenleri
okuduğunuzu zannettiğiniz gibi.
Ummak ve merak etmek konularının
alternatifi, söylemek ve sormaktır.
·“Biliyorsun, bence” lere dikkat
edin: Eşinize belli bir konudaki
düşüncenizi daha öncede ifade
ettiğinizi düşündüğünüzde
sözlerinizle biliyorsun, bence diye
barlarsınız oysa “biliyorsun, bence”
diye başlamak yerine düşüncenizi
dolaysız olarak ifade etmeniz daha
doğrudur, çünkü diğeri eleştirel
yöntemdir ve karşınızdaki insanın
hemen kendisini savunmaya çekmesine
neden olur.
·“İstediklerinizi söyleyin,
istemediklerinizi değil”:
İstemediklerinizi söyleyerek
kaygılarınızı dile getirebilirsiniz,
ama bu yolla istediklerinizi ifade
etmiş olmazsınız. Birine
istemediklerinizi söylemek, o insana
renkli bir fotoğraf vermek yerine
filmin negatifini vermeye benzer
eşinize negatifler vermek yerine
pozitifi verin, yani istediklerinizi
ifade edin.
·“Rica edin, şikayet değil”:
Şikayetler geçmişe odaklanır,
umutsuzluk yaratır. Ricalar
tercihlerinizi ifade eder gelecekle
ilgili davranışlarınıza odaklanır ve
şimdiki durumunuzu düzeltmeniz
yolunda size yol gösterirler.
İLKE 2 : DUYGULARINIZI DİLE GETİRİN
Duygularınız eşinizle paylaşmanız
gereken önemli bilgilerdir. Aynı
zamanda duygularımızı düşüncelerimiz
için bir başlangıç noktası olarak
almamız gerekir. Duygular,
düşünceler ve eylemler birbirinden
ayrılmazlar: Üçü bir arada iş
başındadır. Bir duygunuzun farkına
vardığınızda, aldığınız mesajı doğru
değerlendirebilmeniz için, o duygu
hakkında iyice düşünmeniz gerekir.
Duygularınızı bu şekilde
kullanabilirseniz, kaygılarınızın,
korkularınızın ve tercihlerinizin
neler olduğunu anlamanızda size yol
gösterirler.
·“Duygular tek sözcükten oluşan
etiketlerdir”: “Hissediyorum” demek
bir takım duygular içinde olduğunuzu
belirtir. Duygunuza utanç, neşe,
sinirli, iğrenmek gibi bir etiket
yapıştırıp, bu duygunuza
odaklanmakla ilk adımı atmış
olursunuz.
·“Senin .... tığını hissediyorum”
şeklindeki ifadelerinize özellikle
dikkat edin : “Senin yeterince
uyumadığını hissediyorum şeklindeki
bir ifade bir duygunun ifadesi
değil, karşıdaki insan hakkında
söylenmiş bir sözdür. Karşıdaki
kişinin hemen savunmaya geçmesine
neden olur, çünkü bir eleştirinin
yolda olduğunu göstermektedir. Çözüm
duygulardan önce düşüncelerin ifade
edilmesindedir.
·“Duygularınızı sözcükler dökün
davranışlara değil”: Duyguların
davranışlarla değil sözcüklerle
ifade edilmesi yanlış anlaşılma
riskini azaltır ve eşinizin
tepkilerinin de içten olmasını
sağlar.
·“Kışkırtıcı bir dil kullanmaktan
vazgeçin”:kullandığınız dil duygusal
anlamda ne kadar yoğunsa eşinizin
yanıtları da o kadar yoğun
olacaktır. Her ikinizde ne kadar
duygusal olursanız, tartıştığınız
konu ne olursa olsun birbirinizi
düşman görmeniz o kadar olasıdır.
·“Benim kendimi....... hisetmeme
neden oluyorsun” dememeye özen
gösterin: Örneğin “Benim kendimi çok
kötü hissetmeme neden oluyorsun ve
ne yapacağımı bilemiyorum.” Gibi bir
cümle bir suçlamadır, duygularınızı
ifade etme biçimi değil. Böyle bir
ifade duygularınızın sorumluluğunu
sizi dinleyen kişinin omuzlarına
yükler. Oysa “Kendimi çok kötü
hissediyorum” cümlesi yaşadığınız
durumu tanımlar bir suçlama
değildir.
İLKE 3 GİRMEK YASAKTIR
Eşinizin düşünceleri hakkında
konuşmamalısınız kendi
düşünceleriniz hakkında konuşmanız
ve eşinizin düşüncelerini sormanız
çok önemlidir: Ancak eşinizin
düşünceleri hakkında konuşmakla,
kendi kişisel duygu ve
düşüncelerinizle eşinizin kişisel
duygu ve düşüncelerinin arasındaki
sınırı zorlarsınız.
Eşiniz hakkında konuşmak, eşinizin
özerkliğini tehlikeye atar ve iki
ayrı birey değil de tek bir
insanmışsınız gibi olağandışı bir
durum ortaya çıkar. Bireyler
bağımsız kimliklerini yitirmek
istemezler. Eşinizin düşünceleri
hakkında yorum yapmak aranızda
zıtlık doğmasına neden olurken
eşinizin kaygıları yada düşünceleri
hakkında soru sormak sizi
birbirinize yakınlaştırır.
·“Sınır ihlallerini bırakın iç görü
kazanın”: Bir başkası adına
konuşmak, ona ne yapması yada
kendisini nasıl hissetmesi
gerektiğini söylemek, o insanların
sınırlarını zorlamak anlamına gelir.
Bu tür sınır ihlalleri hiç farkına
varmadan gerçekleşir ve ters bir
tepkinin bedeli çok ağırdır.Sadece
kendiniz hakkında konuşmanız ve
eşinize hakkında soru sormanız
gerektiğini unutmayın.Sınır
ihlalinde bulunduğunuzu her fark
ettiğinizde eğer duygu ve
düşüncelerinizi hemen kendinize
yönlendire bilirseniz iç görü
kazanma becerisi elde edebilirsiniz
Sınır ihlallerinin türü:Akıldan
geçenleri okumaya çalışmak.duyguları
okumaya
çalışmak,etiket(nitelikler)yapıştırmak
eleştirmek,öğüt vermek yada
yönetmeye çalışmak.
·“Kördüğüm haline gelmiş konuşmaları
çözün”:kördüğüm terimini eşlerin
birbirlerinin duygu ve düşüncelerini
ifade etmelerinden kaynaklanan
karışık durumlar için
kullanılıyor.Eğer eşinizin
kendinizce ne düşündüğü hakkında
konuşuyorsanız ve eşiniz de size
karşı aynı şekilde
davranıyorsa,aranızdaki diyalog
zamanla çözümsüz bir hal alır bu
diyalogu çözebilmek için,cümlelerinize”ben”diyerek
başlayın ve sadece kendi duygu ve
düşüncelerinizden söz edin,yada
eşinize soru sorun.
·“Biz”diye konuşmamaya özen
gösterin:”Biz” adılı iki özerk birey
olduğunuz ve farklı duygu ve
düşüncelere sahip olduğunuz
gerçeğini maskeleyen bir
sözcüktür.Duygu yada düşünceleriniz
hakkında konuşurken biz adılını
kullanmak gerginliklere yol
açabilir.
·“Sen ...dıgın zaman ben” ile
başlayan cümlelerin yarattığı
cümleler:
“Sen sofrayı kurmadığın zaman ne
yapacağımı bilemedim”.Diye başlayan
cümleler eşinizin sizin
sınırlarınızı ihlal etmeden size
diyalogu sürdürme olanağı
tanıdığının kanıtıdır.
İLKE 4 :HAVA KİRLİLİĞİNE HAYIR
Eşiniz hakkındaki küçük düşürücü
yorumlarınız aranızdaki atmosferin
kirlenmesine neden olur.Her tür
mesaj karşıdaki insana nötr bir
biçimde,ona değer verdiğinizi
anlatır şekilde yada “seni
sevmiyorum” anlamını veren zehirli
bir biçimde verilebilir.Ses tonunuz
neşeli olduğunuzu,zevk aldığınızı
yada tatmin olduğunuzu ifade
edebildiği gibi,bir şeyi
onaylamadığınızı,alay ettiğinizi
yada bir şeyden hiç hoşlanmadığınızı
anlatabilir karşınızdaki
insana.Karşıdaki insanı
zehirlemek,bazen kullanılan
sözcüklerin çağrıştırdığı gizli
anlamlarla da mümkün olur.Zehir
saçan yorumlar eşinizi kışkırta
bilir. Ve birbirinizden
uzaklaşmanıza neden olabilir. Bu
yorumlar ilişkinizin gücünü bir
birinize sevgi göstermekten,bir
birinizi incitmeye yönlendirir ve
benlik saygınızın ve evliliğinizin
zarar görmesine neden olur.
·“Yaşananlar hakkında bilgi
verin,eleştirmeyin”:Yaptıklarınız
hakkında bir başkasından bilgi
almak,kendinizi değişik bir açıdan
aynada görmeye benzer. Nasıl
davranmanız gerektiği konusunda
seçenekler sunar size.
Davranışlarınız hakkında bilgi almak
daima olumlu değişmelere neden olur.
Eleştiri ise zehirli bir iğne
gibidir. Duygularınızı incitir ve
savunmaya geçmenize neden olur.
·“zehirli sınır ihlallerinden
kaçının”:Eşinizin sınırlarını ihlal
eden yorumlar onun kendisini
savunmaya geçmesine neden olur
,çünkü bu yorumlar onun sınırlarını
aşmıştır. Eşinizi olumsuz bir
şekilde yorumladığınız zaman onun
hemen savunmaya geçtiğini
görürsünüz,çünkü onun benlik
saygısına zarar vermişsinizdir. Bu
tür zehirli sınır ihlalleri aynı
zamanda kaygılı,öfkeli ve ters
tepkilere neden olur.
·“zehirli sınır ihlallerinden
vazgeçin,şefkatli davranmaya ve iç
görü kazanmaya çalışın”:Sınır
ihlallerinin panzehiri,iç görü
sahibi olmaktır iç görü sahibi olmak
kendinizi tanımaktan geçer,düşünce
ve duygularınızın ifadesidir,eşinizi
olası en iyi açıdan görme sanatı
olan şefkattir. Eşinizin iyi
niyetini ve olumlu davranışlarını
tanıdığınız zaman ona karşı şefkatli
ve anlayışlı davranırız.
İLKE 5 :BİLGİ EDİNMEK İÇİN DİNLEYİN
Öncelikle,eşinizin söylediklerinin
doğru,yararlı ve mantıklı olup
olmadığını anlamak için dinleyin .
Eğer dinlerken amacınız eşinizin
söylediklerinin yararlı olup
olmadığını anlamak ise,onun size
sunduğu bilgileri anlamak için
dinliyorsunuzdur. Dinlemenizin amacı
bilgi edinmektir bilgi edinmek için
dinlemenin karşıtı,itiraz etmek için
dinlemektir. Eğer eşinizin yanlışını
bulmak için dinliyorsanız,çok
değerli bilgilerden yoksun
kalırsınız ve aranızdaki ilişki bir
çekişmeye dönüşür.
·“ama”lara dikkat edin”:Ama sözcüğü
daha önce söylenen her şeyi bir anda
siler atar. Sizinle ilgili yorumları
ama ile başlayan bir cümle ile
başlarsanız,eşinizin size sunduğu
bilgiyi kabul etmeyip,reddettiğinizi
ifade ediyorsunuz demektir.
Söylediğiniz herhangi bir şeye
“ama”ile başlayan bir yanıt
alırsanız ,söylediklerinizin dikkate
alınmadığını düşünerek rahatsız
olursunuz.
·“ama”yerine “ve” kullanın :”ama”
nın panzehiri ve dir.”ve” sözcüğü
sözlerinize yeni bir şeyler
ekleyeceğinizin belirtisidir: oysa
“ama” sözlerinizden bir kısmını geri
alacağınızı ifade eder. “ve” sözcüğü
yada “aynı zamanda” gibi benzeri
ifadelerle diyaloglarda akış
sağlanır.
·“dikkatli dinleme konusunda
alıştırma yapın” dikkat bir ışına
benzer.dikkatli dinlerken eşinizin
size söylediklerine odaklanırsınız.
Çiftler farkında olmadan eşleri
konuşurken onları dinleme konusunda
ihmalkar davranabilirler. Dikkatli
bir dinlemede eşler birbirlerinin
sözlerine içtenlikle kulak verirler.
·“Dinlemek daha güvenlidir”.
·“ Bir savcı gibi dinlememeye özen
gösterin “
·“Bir dedektif gibi dinlememeye özen
gösterin “
·“Bir yargıç gibi dinlememeye özen
gösterin”
·İşittiğinizi belli edin”
·“Stratejik yinelemelerde bulunun”
İLKE 6UYGULARA KULAK VERİN
Duygular önemli mesajlar taşır.
Sözcükler gerçekleri dile
getirir:duygular isi bu gerçeklere
“lezzet” –olumlu yada olumsuz ,içten
yada yaralayan ,tehditkar yada
zevkli – katar ve böylelikle gereken
tepkiyi vermenizi sağlar.Dışarıda
güneş pırıl pırıl olabilir ,ama
dışarı çıkıp, güneşte bir yürüyüş
yapmanızı sağlayacak olan duygusal
durumunuzdur. Duygulara çoğunlukla
gerekli önem verilmez. Duygular
dostluk yada ciddiyet gibi hep geri
planda tutulur ve önemsenmez.
·“ona empati gösterin “
·“duygulara kulak vermek güvenlidir”
İLKE 7: İKİ TARAFLI DİNLEYİN
Hem eşinizin hem de kendi sesinize
kulak verebilme yeteneği ,özellikle
bir eylem planı yaparken çok yararlı
olur. Biri için önemli bir konu ,o
anda diğeri içinde önem kazanır.
Böylelikle birbirlerine “ benim için
önemlisin “ mesajını
veriyorlar.çiftlerin evliliklerinin
yürümesi için kazanmaları gereken en
önemli beceri iki taraflı dinleme
olmalıdır.
·“Aşırı fedakarlık yapmamaya özen
gösterin”
·“sesleri eşit olarak yükseltin”
·“zorbalık yapmamaya özen gösterin”
İLKE 8.: DİYALOGLARINIZI DOKUYUN
Diyalog konusunda başarılı olanlar
diyaloglarını dokurlar biri kendi
perspektifini ,karşısındakinin
perspektifiyle birlikte dokur ve
ortaya tek ve karşılıklı anlayıştan
kaynaklanan yeni bir görüş çıkar.
Böylelikle de konuşurken bir fikir
birliğine varılır. Dokunmuş bir
diyalogda şunlar koşuldur. _eşiniz
konuşurken dikkatle dinlemek
_aldığınız bilgiyi yüksek sesle
yinelemek _Eşiniz sizi dikkatle
dinlerken ,o konuda kendi görüşünüzü
eklemek
·“kaygılarınızı paylaşın”
·“iyi dinleyiciler söz keser”
·“Yavaş davranmak her zaman
hızlıdır”
·“Konuşmaları yinelerken
genellemeler yapmaktan kaçının “
İLKE9: DÖRT ÖZELLİĞE DİKKAT EDİN
Etkin bir diyalogun dört önemli
özelliği vardır.
·“Simetri sağlayın”
Diyalogda simetri yaşayan her
birinin ne kadar konuştuğudur. Eşler
eşit miktarlarda konuşuyorlarsa
simetri sağlıyorlar demektir.
·“Kısa bölümler halinde konuşun”
·“Özel konuları paylaşın”
·“konuşmaları özetleyin”
İLKE 10:HAVAYI KONTROL EDİN
Çiftlerin,stresler ve gerginliklerle
yüz yüze gelseler bile
,ilişkilerinin havasını kontrol etme
şansları vardır. Genel koşullarınız
ister sorunlu ,ister sakin olsun
,bir çift olarak kendi durumunuzu
büyük ölçüde kontrol altında
tutabilirsiniz. Buna hava kontrolü
diyeceğiz.
_ Isıyı ve hızı kontrol altıda tutun
_Kullandığınız sözcükleri kontrol
edin _Hızlandığınız taktirde ara
verin _Çıkış ve giriş yollarını
planlayın _Yorgunluk ,açlık
,hastalık ve bunalım anlarını
kontrol altında tutun .
KAYNAKLAR
1-1999-2000 Batman Rehberlik
Araştırma Merkezi Müdürlüğü
"Öğretmenlerin Rehberlik Hizmetinde
Eğitimi Semineri" Ders Notları
2- Dodson ,Fitzhugh "Çocuğunuzu
tanıyor musunuz?" Denge Yayınları
İstanbul, 1997.
3- Altınköprü,Tuncel "Çocuğun
başarısı nasıl sağlanır.?" Hayat
Yayınları, İstanbul ,1999.
4-Yavuzer , Haluk " Çocuk
Psikolojisi" Remzi Kitapevi,
İstanbul 14. Basım,1997.
5-Yavuzer,Haluk "Çocuk Eğitimi El
Kitabı" Remzi Kitapevi, İstanbul ,7.
Basım 1997 6-1.Aile şurası bildirisi
17-20 aralık 1990 ANKARA _ Türk
ailesinin temel karakteristiği prof.
Dr. Orhan KARMIŞ( Selçuk ÜNV..)
_Birey –Aile-Toplum M. Aytül
KASAPOĞLU (Ankara ÜNV.)
_Türk Ailesinin Durumu Prof Dr
.S.Sevim EREL(Hacettepe ÜNV.)
_Türk ailesinin günümüzdeki
sorunları Dr. İsmail KILLIOĞLU
(Marmara ÜNV.)
7-Ailenin Güçlenmesinde Aile
Üyelerinin Sorumlulukları Paneli
Dr. Neriman ARAL(Ankara ÜNV..)
8-Aileler İçin Sosyal Hizmetler
Prof. Dr. Kemal ÇAKMAKLI İstanbul
1998
9-Aile Eğitimi Paneli 10 Mayıs 1991
Ankara
10-Türkiye’de Ailelerin Psikolojik
Örüntüleri Aydan GÜLERCE İstanbul
1996
11-Aile Danışması Dr. Serap NAZLI
Ankara 2000
12-Aile Yazıları 3 Derleyenler:
Beylü DİKEÇLİGİL-Ahmet ÇİĞDEM Ankara
13-Aile ve Kültür Prof.Dr.Nihat
NİRÜN Ankara 1994
14-Aile Araştırması Murat BAYHAN
1999
15-Aile Araştırması Canan BİLBAY PDR
Uzmanı
16-İkinin Gücü Susan HEITLER